MUAMMER TOPRAKÇI
İLGİYE ÇAĞRI
Uzunca bir süredir daha çok Türkiye’de yaşıyorum.Avusturalya elbet hala yaşamımın önemli bir bölümünü oluşturuyor çünkü çocuklarım burada yaşıyor ve buradaki dostlarımdan kopabilmem de olanaksız.Ayrıca,Avusturalya’yı da çok seviyorum ve buradan da tamamen kopmak istemiyorum.
Ama bir gerçek var ki bizi biz yapan,özsularımızı aldığımız,vatan olarak benimsediğimiz Türkiye de bizi hep kendine çekiyor.Burada yaşamayı tercih etsek de,biraz orada biraz burada yaşasak da;geçmişiyle,doğasıyla,insanıyla kendimizi hep o toprakların ayrılmaz bir parçası olarak gördük.
İnsanlar dünyanın neresine giderlerse gitsinler,içinden çıktıkları toprakların özlemini de yanlarında taşımaya devam ediyorlar.O toprakların sıkıntılarını,üzüntülerini hep içlerinde duyuyor,sevinç ve kıvançlarını paylaşıyorlar.
Nerede olursa olsunlar;bir ülkeye,bir yurda,bir vatana ait olduklarını duyumsuyor,zorlukları ve güzellikleriyle kendilerini özdeşleştiriyor,ona sahip çıkıyor,onu sakınmayı kendi sorumlulukları olarak algılıyorlar.Haydi herkes için demeyeyim ama ezici bir çoğunluğun,kendim de dahil olmak üzere,duygularının böyle olduğunu sanıyorum.
Yurt sevgisi asla modası geçmeyecek içten bir duyguysa,o zaman soru şu:
Eğer doğduğumuz topraklara gönül vermişsek,ülkemizi yürekten sevmişsek,bunun bize yüklediği sorumluluklar da yok mu?
Yurdumuzun dirlik,düzenlik içinde olmasını istemek güzel ama kanımca yeterli değil.
“Ne olacak bu memleketin hali?”sorusunu elbette soralım ama bunun yanında, bu dirlik ve düzenlik için bizi bekleyen görev ve sorumluluklarımızın olduğunun da ayırdında olalım.”Koca devlet var,benim elimden ne gelir?Zaten orada da yaşamıyorum…”mu diyeceğiz?..Saman alevi gibi sönüp giden tepkilerle,ah vah etmelerle mi yetineceğiz?..Yoksa,”Beni ilgilendirmez kardeşim,ben kendi köşemde mutlu ve huzurluyum…”diyerek kestirip atacak mıyız?..
“Birşey yapmam gerektiğinin farkındayım ama ne yapacağımı bilemiyorum…Ne yapılabilir?..”diyebilirsiniz.Bu yazıyı yazmamın nedeni de bu soruyu soran duyarlı arkadaşlara,eğer becerebilirsem,bir katkı sağlayabilmek,yanıt verebilmek…
Sevgili Dostlar,
Her zaman yapılabilecek birşeyler vardır diye düşünen birtakım arkadaşlar sevgili Muzaffer Orel arkadaşımın girişimiyle bir araya gelmişler ve Avusturalya Türk Eğitim Vakfı’nı kurmuşlar.Kendilerini yürekten kutluyorum.Kendim de öğretmen kökenli olduğum ve Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün “En gerçek yol göstericinin bilimdir…”sözüne yürekten inandığım,eğitimin bir ülkenin aydınlık geleceğinin deniz feneri olduğunu gördüğüm ve Türkiye’de bu doğrultuda çabaladığım için arkadaşlarımızın bu girişiminden çok duygulandım ve bu duygularımı da,onların bu güzel kurumu tanıttıkları ve yaptıklarını anlattıkları bu siteye aktarmayı da bir borç bildim.
Sevgili Dostlar,
Ülkemizin eğitim karnesi ne yazık ki zayıflarla dolu…
Ülkemizin aydınlıkta kalmasının,çağdaş bir dünyada geçmişten getirdiği olumlu özelliklerle evrensel değerleri yoğurarak,akıl ve bilgi dünyasında yaratıcılığını güçlendirerek ve gerçeği arayarak yaşayan mutlu insanların toplumu olmasının sağlıklı bir eğitimden geçtiği gerçeğini takdir edersiniz.
Eğitime yapılan yatırım insanımıza ve geleceğimize yapılan yatırımdır.
Bir gerçek daha var ki Türkiye’de devlet hem bu konuda eğitime yeterli desteği vermemekte,hem de yetememektedir.
O zaman bize de görevler düşüyor.
”Eğitim binasına bir tuğla da bizden…”diyen arkadaşlarımızın kurduğu vakıf şimdi sizlerin ilgi ve desteğini bekliyor.
“Bir benim katkımla ne olabilir ki?”diyebilirsiniz.Ama olduğunu bu sitede okuyorsunuz.Burs verilen öğrenci sayısı,katkılarızla birden ikiye,üçten beşe…çıkıveriyor…
Her birimiz muhteşem bir mozaiği hayranlıkla seyrederiz.Dikkatli bakınca görürüz ki bu güzelliği ortaya çıkaran minicik taş parçacıklarıdır.O önemsiz gibi görünen parçalar bir araya gelince bir de bakarız ki o harika sonuç oraya çıkıvermiş…
Çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği için küçük çakıl taşlarını bir araya getirelim…Bilinen öyküdür,kıyıya vuran binlerce deniz yıldızını bir bir denize atarken,yanına yanaşıp “tek tek atmakla neyi kurtaracaksın?”diye sorana,o an elindeki deniz yıldızını fırlatırken,”bak,bu kurtuldu…”diyenlerden olmaya var mısınız?..
Bu küçük katkılar yaşamımızı anlamlı kılacaktır.Küçücük çakıl taşı olmak içimizi,işe yaramanın doygunluğu ve mutluluğuyla sarıp sarmalayacaktır.
Sevgili Orel ve arkadaşları işe yaramanın doygunluğunu yaşatmak için gerekli köprüyü kurmuşlar,çakıl taşlarını bir araya getirerek bir güzellik yaratmak için çabalıyorlar…
“Bir taş da benden!..”demeye var mısınız?…
